Kayıtlar

KAÇIŞ

Umutsuz bir eylülde kimliğimi unutmuş, gıcırdayan parkelerin topuklarıma bıraktığı gürültüye kulağımı vermiştim. Kim olduğumu bilmiyordum. Aynadan çıktı benliğim, düzensiz kaşlarımı çattım artık. Gülmeyi bıraktım çünkü duvarlarım çoğaldı. Avutmayı unuttum çünkü mevsimlerim bıraktı beni. Tüm hazanların arkasından bir mezar kazar gibi örttüm çaresizliği ve çaresizlik ancak bu kadar güzel kokabilirdi. Anılarımdan sildim sizi, anlarımdan başladım düşmeye. Lakin beton öylesine keskin ve kasvetli ki ancak bu kadar korkutabilirdi tüm zaaflarımı. Her şey ince ince zihnime kazınırken bu tuşlara tekrar basmanın tekrar yazabiliyor olmanın verdiği derin mutluluğun içindeyim. Şimdi tüm sesler gitti çehremden sadece varlık sahamın onda biri kadar duyuyorum, duyamadıklarımı. Göz pınarlarıma yayılan acının bundan haberi yok ancak sırt döndüm bütün gayb-ın bıraktıklarına. Ben, yok oluşu bilmem ancak varlığın içinde sorgulanması muhtemel o…
Her şey yıkılan bir krallığın altında çamurlaşmış bedenleriyle çürüyen halkın ,bir sabah kin tutmasıyla başladı. Ve halk ölümünden bir piç peydahladı. Çamurdan, öfke dolu bir piç.


      Resim görünürdeydi. Resim öfke sadizm ve çıplaklıkla dolup taşıyordu. Resimde tecavüz vardı, çığlık ve göz yaşından tuvalin boyası simsiyah olmuştu. Bu resmi herkes gördü. Herkes binlerce ayrı açıdan fotoğrafını çekti. Herkes bir dal sigarayı külünü dökmeden içti resme bakarken. Lakin resme kimse dokunmadı. Resmi kimse anlamadı. Renkler vardı ve o renklerin bin bir şema haline gelerek tümce haline büründüğü fırça darbeleri. Ancak kimse okumadı. Resimde piç vardı. Resimde halk,balçık, kir ve kin vardı.

Piç

Anlam aramaktan vazgeç. Çünkü anlam yok. Sen hiçsin. Sen toplumun yarattığı bir piçsin. Toplum ahşap kutularının içinde çürütürken zihnini, sen kendini beton kubbelerin 6. katında son dal sigarasını ciğerlerine kadar hapseden bir hiçsin. Sana doğarken bir kimlik vermişler. Rahmin duvarlarında yankılanan çığlığın başlamadan 5 dakika önce belli olmuş ismin. Senin için kurulan hayaller, pişmanlıklar, belki istenmeyen bir mahluk olup yer yüzüne indin. Bir ismin var sanıyorsun ama bir hafızan yok.  Aylarca yürümeyi denedin. Bir aptal gibi alkışladılar seni. Şimdi boğazında bir kalibrelik atışı andıran hissiyatın ile öleceğin güne kadar yaşamayı öğrenmeye çalışan bir kobaydan ileri gidemedin. Zihninde deney tüpleri, bedenin satılık ve 21. yüzyılda hala ruhunun varlığını bile kitaplardan okudun. Evet okudun lakin dudaklarında hala kendini anlatan bir kaç söz ile bir piyasa objesi oldun. Toplumun kendisi. Sadece toplumun gölgesini yakalayanlar bilirler ki bu yadsınamamış bir utanç,…

manifesto

Her şey bir tereddütle başlar ve kesinleşme noktasına varana kadar yıpranması  an meselesidir. Zamanın neresinden tutarsak tutalım kırılma noktaları parmaklarımıza işlediğinde zamanın hiç bir önemi kalmaz. Acı duyarız. Acı tadarız. Acı gerçektir, zamansa onun suya düşen gölgesi. Biz yarattık onu. Biz yaşattık, avlamayı öğrettik ona, öldürmeyi öğrettik lakin bizi öldürmeye başladığı noktada her şey için geç kalınmıştı. Giderek yok ediyordu bizi, biz giderek yok oluyorduk lakin yapılacak hiç bir şey yoktu. Bütün yaradılış bizim mürekkebimizden akmış ve beyaz zihinlerimizi lekelemişti. Aklımız gibi kalbimizi de kirletmiştik. Duymayı bilmiyorduk. Hiç bir ses bir sessizlikten daha ağır değildi bu Dünyada lakin biz görmüyorduk. Boşluktan var olan hiç bir gerçeklik başta bir silüete sahip değilken bizlerin buna gerçeklik dayatması yapması tıpkı yüklediğimiz anlamlı araçların bir gün kafamıza dayanan bir silaha dönüşmesi kadar kesin ve kaçınılmazdı. Kabul edemiyorduk. Hiç …

BULANTI

6 zayıf nokta vardı ve 6 zayıf nokta bütün hücrelerime bir bir zincirlenmişti. Usulsüz bir suç gibi mahkumiyete dönüşmüş ve içeriden çıkmak içeriye girmek kadar kolay değildi. Bütün olay akışları yavaşlamış ve böylelikle cımbızla anıları acılardan ayırmak kolay hale gelmişti. Oradaki hiç bir kaktüs ellerime batmak için orada değildi ama ben yinede parmaklarıma giren dikenlerin nedenini sorguluyordum. Kurduğum hiç bir cümle, kurgulanan hiç bir yakın geçmiş sandığım kadar gerçek değildi çünkü ben gerçeklik kavramının tanımını yapacak kadar zeki değildim. Bir aptaldım. Ancak bir aptal ne olduğunu, kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmezdi. Ben bunların hiç birini bilmiyordum ve üzgünüm ki asla bilemeyecektim. Lakin emindim içimde bir şeyler yanıyordu ve göz yaşlarım dahi bunu söndürmeye yetmemişti. Dayanamıyordum. Ektiğim bütün sardunyalar kökleriyle beraber çürümüştü. Dokunamıyordum. Benim olan yoktu, benim olduğum yoktu çünkü ben yoktum. Ben hiç bir zaman olmamıştım. B…
İvme hareket etti. Artık dönmek için geç ilerlemek için ise tam vakti idi. Karmaşıklığın tam ortasında, ağları birbirine dolanan, düğümleri körleşmiş, çözülme ihtimalleri defterlerden dahi silinmiş bir yaşam,nefes ve yahut sadece Tanrının yarattığı bir ''Heves''. Böyle diyorum çünkü her şeyin bir nedeni olmak zorunda değildi. Belki bizleri deliliğin kristal çukuruna atan buydu. Aramak. Bir neden aramak. Sorgulamak, dudakların arasından görünmeyen bir dumanmışçasına of-lamak, susmak, susturulmak ve  cevabı olmayanların yaptığı gibi kendi gırtlağını kesmemek için bahaneler zinciri üretmek. Her şey boğulmakla alakalı.  Her şey tüketmekti, her şey tükendi. Bir beden düşününki damarlarına,insanın bütün hayatına yayılacak zehri henüz en baştayken almayı tercih etti. Tercihler, tercihlerimiz. Doğmadan önce bize verilmemiş, cesur olanlarımız için ölmeye dair olan tercihlerimiz.


  Bir panzehiri yok yaşamanın. Bir avuç suyla yutup kurtulamazsın, bir kuralı  …
Sol omzun üzerinden bakmak hayata.Görememek,duyamamak,anlayamamak ve bir sırtlan gibi gırtlağa yapışan acı ile savaşmak. Konuşmamak,konuşturmamak. Ağlamak,  önce tek bir kelime uğruna dökülen göz yaşını daha sonra kağıtlarla silmek. Kesmek,dikmek,acıtmak,acımak ve hissetmek hüznü.Nefret duymak. Meyve tabağını düşürmek tezgahtan, tabanları çamurlaşmak, kirlenmek,kirletmek.




    Sonsuz kelimesinin başındaki son, kinaye ve hayattan umudu kalmadığının farkında olup umut dolu nasihatler sunan bir gezgin,zerdüşt yalnız, güzel ve çirkinim ben. Aptal,ahmak,ahlak ve kibirden bahsederim. Adım yok, hiç yaşamadım, hatıram yok lakin hatır koyarım yalnızlık korkuma. Zamanı tanımam, saatim yok ama gideceğim. Doğmadım ama öleceğim. Hiç susamadım lakin su içiyor dudaklarım, hiç soramadım ancak cevabını biliyorum soruların. Hiç acıkmadım ancak kalındır gövdem öyle narin, hantal,zarif,zayıf ancak kabayım. Ben zıttım,aynıyım, ben eşitim ancak çıplak değil ayaklarım. Ben senim, sen kimse. Penc…